Hayatın “karmaşaya” dönüştüğü dönemlerde Peygamber, yeni bir başlangıç için gerekli olan hayatın temel koordinatlarını getirir.
Hz. Peygamber’in sunduğu hakikate dair bilgiyle, yani varlığın anlam ve meşruiyetini sağlayan esas kaynakla bağın kopması durumunda, insan uzun süreçler sonucunda farklı yönelimlere savrulabilir. Bu kopuşun ardından insan bazen “boş bir amaç için yaratıldığını sanır” (Mü’minun 116), bazen “Allah’la karşılaşmayı ummaz” (Yunus 7), bazen de “dünya hayatına razı olur” ve nihayetinde “bütün gerçekliğin sadece yaşanmakta olan dünya hayatından ibaret olduğu” (Mü’minun 37) kanaatine varır.
Böylesi bir düşünce yapısı, kuşkusuz farklı bir bilgi türüne dayanır. Ancak bu bilgi, açıkça görülmektedir ki sadece “dünya” ile sınırlıdır. Nitekim Kur’an, “Dünya hayatından başkasını istemeyenlerin, ilimden ulaşabilecekleri en son sınır budur.” der (Necm 29–30).
Bu bakış açısına dayanan bir yaşam tasavvuru, yeryüzünde kısa ama hiç bitmeyecekmiş gibi uzun görünen bir hayatı kurgulamak için, yine aynı dünyevî bilgiyle yola çıkmayı zorunlu kılar (bkz. Enbiya 44).
Bu ortak derste; bilgi, iman ve ahlâk, hem epistemolojik (bilgi kuramı açısından) hem de ontolojik (varlık düzlemi açısından) boyutlarıyla ele alınacaktır.
“Suyu arayan adamlar”… Çağının tüm fikrî ve toplumsal krizlerini görmüş, onları aşmaya çalışan öncü isimler vardır. İstanbul’dan Hicaz’a, Kazan’dan Hindistan’a, Mısır’dan Afrika’ya uzanan bu geniş coğrafyada arayış hiç bitmemiştir.
Vahdettin Işık, Tevhid Düşünce Enstitüsü öğrencilerinin gündemine iki ismi ve iki fikrî sancıyı taşıyacak: Osmanlı’dan Said Halim Paşa ve Hint Alt Kıtası’ndan Muhammed İkbal. Her iki isim de yalnızca yaşadıkları toplumların değil, aynı zamanda tüm Müslüman dünyanın zihnî diriliş arayışlarının sembolleridir.
Kişi ailede kimlik ve kişilik kazanmaya başlar. Aile, bir mahallede; mahalle ise bir şehrin parçası olarak kimlik kazanır. Her biri diğerini etkileyen bir zincir, bir yapı oluşturur. Bu yapıda herkes, hem kendi fıtratına hem de değişen tarihî ve toplumsal şartlara uygun olarak yer bulur.
Vahdettin Işık’ın ortak dersi, bu iki kıymetli şahsiyetin Müslüman siyasi ve felsefi düşünceye katkılarını inceleyecek. TDE öğrencileri için bu soruşturma yalnızca bir sorumluluğun hatırlatılması değil, aynı zamanda bir fikrin seyrini takip etmede usul ve yöntem üzerine de önemli bir çalışma imkânı sunacak.
Bu bağlamda öğrenciler hem kendi entelektüel miraslarıyla yeniden bağ kuracak hem de çağımızın krizlerini aşmak için yeni düşünsel imkânların kapısını aralayacaklardır.
Adalet, iyi, doğru, yanlış, kötü gibi kavramları çok sık kullanır ve önemlerini hayatımızdaki merkezi konumlarından biliriz. Hayatımızı üzerine bina ettiğimiz bu kavramlar ahlâk alanına aittirler ve Allah’la, insanla, doğayla ilişkimizi belirlerler. Ancak bu kavramlar ve ahlâk olgusu üzerine pek kafa yorduğumuz söylenemez.
“Ahlakı Metafizik Temellerine Geri Çağırmak; Ontolojik ve Epistemolojik Bir Yaklaşım” ortak dersi; temelde ahlâk konusunu psikolojik, sosyolojik ve felsefî temalarla işlemeyi öngören bir işleyişe sahiptir. Ahlâkın doğası ve kaynağı, evrenselliği ve yerelliği, gerçekliği ve geçerliliği, bireyselliği ve toplumsallığı, dinle ilişkisi gibi konular irdelenecek, örneklerle tartışılmaya çalışılacaktır. Böylece hayatımızın merkezindeki bu kavram ve ilgili olgular üzerine, analitik bir düşünme, sistemli bir kafa yorma ameliyesi gerçekleştirilecektir.
Bu derste; ahlâk kavramının tanımı ve mahiyeti, Allah ve din ile ilişkisi, irade ve özerklik ile bağlantısı, ahlâki yargı ve müeyyide olgusu, ahlâki eylemin motivasyon kaynakları, ahlâk kuramları, ahlâkın pratik yönü gibi konular ontolojik, epistemolojik ve metafizik zeminde örneklerle ele alınacak ve Müslümanın ahlâk anlayışı temellendirilmeye çalışılacaktır. Böylece insanın tutum ve davranışlarına, bilgiyi ve dini anlama biçimine yön veren hatta onları belirleyen ve hayatın üzerine inşa edildiği bir olgunun, derinlikli bir perspektifle incelenmesi ve analiz edilmesi amaçlanmaktadır.
“Bilgi toplumu”nda yaşadığımız söylenen bir çağda bilgi neye tekabül etmektedir?
Bu ortak ders, bilginin sadece bireysel bir çaba değil, aynı zamanda toplumsal bir süreçle ve süreçte nasıl üretildiğiyle ele alınacaktır. İnsanların tarih boyunca toplumlarda bilgiyi nasıl inşa ettikleri, bu inşa sürecinde ahlâkın belirgin konumunun ne olduğu gibi sorulara cevap aranacaktır. Bilgi değerden yoksun bir şey midir? Bilgi üretiminde güç, iktidar ve otoritenin rolü, bilginin ahlâki temelleri ve sorumluluğu, modern ve geleneksel bilgi anlayışlarındaki ahlâki yaklaşımlar
incelenecektir.
Kendisini herhangi bir dine ait hissetmeyen birinde de doğru ve güzel vasıflar olabilir. O vasıfları gördüğümüzde hoşlanır, hatta takdir ve teşekkür dahi ederiz. Peki, dinin konumu nedir?
Din insanın bütünlüğünü sağlar; tüm tutum ve davranışlarını tek bir noktada bir araya getirir. Tabir yerindeyse tüm davranışların başını bağlar.
Bu ortak derste, İslam’ın temelini oluşturan Kur’an-ı Kerim, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayatı olan Siyer ve bunların hayata yansıması olan ahlâkı bir bütün olarak ele alınacaktır. Aralarındaki bütünlük, İslam’ın yalnızca teorik bir bilgi değil, yaşanabilir bir hayat nizamı olduğunu ortaya koyar.
Sonuç olarak, sadece teorik bilgi aktarmayı değil; bilgiyi içselleştiren, davranışa dönüştüren ve yaşamına yansıtan bireyler yetiştirmeyi hedefleyen kapsamlı bir eğitim ve farkındalık dersi olacaktır.
“Suyu arayan adamlar”… Çağının tüm fikrî ve toplumsal krizlerini görmüş, onları aşmaya çalışan öncü isimler vardır. İstanbul’dan Hicaz’a, Kazan’dan Hindistan’a, Mısır’dan Afrika’ya uzanan bu geniş coğrafyada arayış hiç bitmemiştir.
Vahdettin Işık, Tevhid Düşünce Enstitüsü öğrencilerinin gündemine iki ismi ve iki fikrî sancıyı taşıyacak: Osmanlı’dan Said Halim Paşa ve Hint Alt Kıtası’ndan Muhammed İkbal. Her iki isim de yalnızca yaşadıkları toplumların değil, aynı zamanda tüm Müslüman dünyanın zihnî diriliş arayışlarının sembolleridir.
Kişi ailede kimlik ve kişilik kazanmaya başlar. Aile, bir mahallede; mahalle ise bir şehrin parçası olarak kimlik kazanır. Her biri diğerini etkileyen bir zincir, bir yapı oluşturur. Bu yapıda herkes, hem kendi fıtratına hem de değişen tarihî ve toplumsal şartlara uygun olarak yer bulur.
Vahdettin Işık’ın ortak dersi, bu iki kıymetli şahsiyetin Müslüman siyasi ve felsefi düşünceye katkılarını inceleyecek. TDE öğrencileri için bu soruşturma yalnızca bir sorumluluğun hatırlatılması değil, aynı zamanda bir fikrin seyrini takip etmede usul ve yöntem üzerine de önemli bir çalışma imkânı sunacak.
Bu bağlamda, öğrenciler hem kendi entelektüel miraslarıyla yeniden bağ kuracak hem de çağımızın krizlerini aşmak için yeni düşünsel imkânların kapısını aralayacaklardır.
Aşırı kompartımanlara bölünmüş bir bünye, İslami bütünlüğü yeniden inşa edebilecek bir düşünce/bilinç üretemez. Bugün, bu bölünmüşlük sebebiyle, İslami anlamda toplumsal ve sosyal değişimin imkanları üzerinde konuşmadığımız/çalışmadığımız gibi, İslami bir sistemin, modelin varolduğunu gösterememek, kanıtlayamamak gibi çok ağır bir sorumlulukla da karşı karşıya bulunuyoruz.
İslam dünyası toplumlarında, toplumlarımızda, ne yazık ki; belirsizlikler derinleşiyor, normalleşiyor, sıradanlaşıyor. Belirsizliklere, istikrarsızlıklara dayalı yeni bir statüko oluşuyor. Belirsizliklerin, istikrarsızlıkların normalleşmesi felç edici sonuçlar doğuruyor. İslami bünyenin anormal derecede kompartımanları bölünmüş olması sebebiyle, ortak ve kapsayıcı bir dil/bilinç/söylem/ilişki/kültür oluşturamıyoruz.
Atasoy Müftüoğlu bu seminerinde toplumsal ve sosyal değişmeleri nasıl değerlendirmemiz gerektiğini ve varolan gerçeklik içerisinde ‘kendi gerçekliğimizi kurmanın imkanları’ üzerinde bir sorgulama yapacak.
YENİ BİR BAŞLANGICA DAVET
Bu ortak dersler, öğrencilerin kendi entelektüel miraslarıyla bağ kurmalarını; iman, bilgi ve ahlâk ekseninde çağımızın krizlerini aşacak yeni düşünsel imkânların kapısını aralamalarını amaçlıyor.
Her ders, sadece bir bilgi aktarımı değil; aynı zamanda yeniden düşünmeye, yeniden inşa etmeye, yeniden başlamaya bir çağrıdır.